20 Aralık 2011 Salı

Modern and Contemporary Women Artist From Turkey, Dream and reality

                  İstanbul Modern                                                                                                                          

   I went to the Dream and Reality exhibition, i’m not too much interested in art but i think everyone can likes this exibition. Held between 16 September 2011 and 22 January 2012, the exhibition consists of works by 74 artists in İstanbul Modern. Exhibition name is novel name. First Turkish woman novelist Fatma Aliye and Ahmet Mithad wrote this novel. The aim of the exhibition through the works of artists from Turkey to raise women's social and cultural transformation as explained. The exhibition of women artists since the early 1900s including extending the production process, many different works of art are featured in the video image.


   At the same time, the characteristics of modern and contemporary Turkish art history, bears a summary of the exhibition. Exhibition is presenting the works of women artists, art history positions are reminded and the situation of women in the social field, and problems also raises. Women artists are transforming their dreams in reality surveying, production of female artists have established the truth of the relationship of different layers of the visual examples, explains its place in today's contemporary art culture. My favorite work in the exhibition is room of the project Kitsch "Where are you up?". It was the work of Kezban Arca Batıbeki. The women's room in a cage built into the work, the size and detail draws the attention of everyone. A young woman trapped in the wires behind the room easy to emulate the fame of being the work of women in society, such as skipping a class presentation of things and I think it's creative.


Each work exhibited here can be analyze one by one for hours because they all were really creative. This exhibition of art disappeared my prejudices entirely. I think everybody should go and examine this exhibition and I am sure everyone will understand what is the meaning creativity and talent. Conversations and interviews with other artists in the exhibition is a property of the exhibition is being done to them, I am definitely sure that we should join exhibition’s this parts. It’s must be very fun and enjoyable.







1 Aralık 2011 Perşembe

Ölümsüz eserleriyle Can Yücel

‘Benim bu adamla tanışmam gerekiyor’ diye düşündüğümüz en az bir insan görmüşüzdür hayatımız boyunca, benim içinde Can Yücel böyledir işte. Ben anneme Can Yücel’le tanışacağım dediğimde aldığım tepki ( yeni öldü adam kızım deli misin?) beni büyük bir dehşete düşürmüş olacak ki uzun bir süre inanmamıştım. Yaşım küçük olmasından da kaynaklanan bir bunalım dönemi geçirmişliğim bile oldu. O zaman şiirlerine çok anlam verememekle birlikte aşırı bir hayranlık duyuyordum kendisine. Onun gibi şiir yazabileceğime inanıyordum falan o derece- ne haddimse. Sonra teker teker şiirlerini ve hayatını okumaya başladım, hatta çoğu şiirini ezberleyene kadar okumuşluğum bile vardır. Aşırı bir hayranlık benimkisi, çünkü insanın kalbine ve yalnızlığına dokunacak şiirler yazmayı başarmış bir kişiydi. Bir çayı tema yapıp yalnızlığı anlatmak kaç tane şairin harcıydı ki..
  Ahh o şiirleri, o kıvrak zekâsıyla yazılmış, her duygunuza uyabilecek kadar anlamlı şiirleri, ilk ayrılığımı yaşadıktan sonra okuduğum şiirine tepkim aaa aynı şeyi yaşamışız olmuştu, şimdi düşününce tabi benim taktığım kadar küçük olayları takmayacak biri olduğunu anlayabiliyorum. Öve öve bitirilmeyecek bir şair, yaza yaza anlatılamayacak en iyisi onu bıraktığı eserlerle tanımak. O yüzden onun bir şiiriyle bitirmek istiyorum ona hitap ettiğim yazımı. Ruhun şad olsun büyük üstat!


O kadar da önemli değildir bırakıp gitmeler,
arkalarında doldurulması
mümkün olmayan boşluklar bırakılmasaydı eğer.
Dayanılması o kadar da zor değildir, büyük ayrılıklar bile,
en güzel yerde başlatılsaydı eğer.
Utanılacak bir şey değildir ağlamak,
yürekten süzülüp geliyorsa gözyaşı eğer
Yüz kızartıcı bir suç değildir hırsızlık,
çalınan birinin kalbiyse eğer.
Korkulacak bir yanı yoktur aşkların,
insan bütün derilerden soyunabilseydi eğer.
O kadar da yürek burkmazdı alışılmış bir ses,
hiçbir zaman duyulmasaydı eğer.
Daha çabuk unuturdu belki su sızdırmayan sarılmalar,
kara sevdayla sarıp sarmalanmasalardı eğer.
Belirsizliğe yelken açardı iri ela gözler zamanla,
öylesine delice bakmasalardı eğer.
Çabuk unutulurdu ıslak bir öpücüğün yakıcı tadı belki de
kalp, göğüs kafesine o kadar yüklenmeseydi eğer.
Yerini başka şeyler alabilirdi uzun gece sohbetlerinin,
son sigara yudum yudum paylaşılmasaydı eğer.
Düşlere bile kar yağmazdı hiçbir zaman,
meydan savaşlarında korkular, aşkı ağır yaralamasaydı eğer.
Su gibi akıp geçerdi hiç geçmeyecekmiş gibi duran zaman,
beklemeye değecek olan gelecekse sonunda eğer.
Rengi bile solardı düşlerdeki saçların zamanla,
tanımsız kokuları yastıklara yapışıp kalmasaydı eğer.
O büyük, o görkemli son, ölüm bile anlamını yitirirdi,
yaşanılası her şey yaşanmış olsaydı eğer.
O kadar da çekilmez olmazdı yalnızlıklar,
son umut ışığı da sönmemiş olsaydı eğer.
Bu kadar da ısıtmazdı belki de bahar güneşleri,
her kaybedişin ardından hayat yeniden başlamasaydı eğer.
Kahvaltıdan da önce sigaraya sarılmak şart olmazdı belki de,
dev bir özlem dalgası meydan okumasaydı eğer.
Anılarda kalırdı belki de zamanla ince bel,
namussuz çay bile ince belli bardaktan verilmeseydi eğer.
Uykusuzluklar yıkıp geçmezdi, kısacık kestirmelerin ardından,
dokunulası ipek ten bir o kadar uzakta olmasaydı eğer.
Issız bir yuva bile cennete dönüşebilirdi belki de,
sıcak bir gülüşle ısıtılsaydı eğer.
Yoksul düşmezdi yıllanmış şarap tadındaki şiirler böylesine,
kulağına okunacak biri olsaydı eğer.
İnanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
Gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
Issızlığa teslim olmazdı sahiller,
Kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
Sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
Yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
Evet Sevgili,
Kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer!!

8 Kasım 2011 Salı

UĞURSUZ GELECEK


 Yıllarını televizyona adamış, hemen hemen bütün ana haber bültenlerinde rol almış, hocalık, yöneticilik, yapımcılık yapmış birini siyasi görüşü yüzünden -sizinle artık çalışamayız- deyip (çok fazla açıklanacak bir şey de yok) vefasızca kovabiliyorlar. Ve bu emektar adam bir programda kendini tam ifade edemeden istifa etmek zorunda kalıyor. Belki de dün böyle değildi -sizinle çalışmaya devam edeceğiz- diyordunuz ya ne oldu bile diyemiyor. Gerçekten çok merak ediyorum, nasıl bir cüretti bu beyefendideki nasıl bir düşünce yapısı nasıl bir korkaklıktı. Eğer Uğur Dündar’ı bir daha haber sunarken göremeyeceksem gerçekten de bu ülkede sözde olan düşünce özgürlüğüne inancımı tamamen kaybedeceğim. Düşüncesi ne olursa olsun, birini şahsi düşüncesi yüzünden işinden edecek duruma geldiysek uğursuz bir gelecek bizi bekliyor demektir. Gerçekten müstakbel bir medyacı olarak bu konuda o kadar kızgın ve Uğur Dündar adına kırgınım ki. Başta tırnaklarıyla Star TV’yi canlandıran bu adama patronu bile sahip çıkmadıktan sonra… Aslında söylenecek pekte bir şey yok aynı Uğur Dündar’ın söylediği gibi ‘ iktidar dürüst gazeteci istemez.’ İSTEMEDİ.